• BIST 96.464
  • Altın 270,147
  • Dolar 5,6118
  • Euro 6,2277
  • İstanbul 26 °C
  • Ankara 25 °C

Gökalp: Çekirdekten Yetişme Denizciyiz

Gökalp: Çekirdekten Yetişme Denizciyiz
GESAD Başkanı Ziya Gökalp ile denizden ve denizcilik sektörünün geçmişten bugüne nasıl bir değişim gösterdiğinden konuştuk.

GESAD Başkanı Ziya Gökalp ile denizden ve denizcilik sektörünün geçmişten bugüne nasıl bir değişim gösterdiğinden konuştuk.

 

Usta çırak ilişkisi her zaman, her yerde kutsal sayılmıştır. Çünkü bütün çıraklar, mesleğin sırrını ustalarından öğrenmiştir. Ama bazen boynuz kulağı geçer ve mesleki bilgi böylece gelişip, ilerler. Vira Dergisi’ne konuk olup, usta çırak ilişkisini yâd eden Gemi Sanayicileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ziya Gökalp, eskiden el çabukluğu ve saygının olduğunun altını çiziyor.

 

Mesleki eğitimin değerinin farkında olan Gökalp, bu nedenle dernek olarak özellikle eğitime önem verdiklerini ve iş geliştirme kursları başlattıklarını anlattı. Kendi eline aldığı bayrağı, genç nesillere devretmek için örnek bir çaba sarf eden Gökalp ile denizden ve denizcilik sektörünün geçmişten bugüne nasıl bir değişim gösterdiğinden konuştuk.

 

Denize merakınız nereden geliyor?

 

Ben Hasköy’de doğdum. Evimiz deniz kenarındaydı. 1964 senesinde, Emirgan’a geldik. Orada da deniz kenarındaydık; yüzerdik, balık tutardık, midye çıkarırdık, varilleri keser sandal yapardık, Emirgan’da Şirketi Hayriye vapurlarının üstünden denize atlardık, deniz bizim için bir tutkuydu. Babam eski Şirketi Hayriye’de endazeciydi. Dedelerimizin 4-5 parça ağaç motorları vardı. Yani biz dededen denizci bir aileyiz.

 

Denizcilik sektörüne nasıl girdiniz?

 

Mesleğe, babam ve ağabeyimin yanında okul tatillerinde başladım diyebiliriz. Şevket Manioğlu, Nejat Doğan, Ziya Kalkavan, Cerrahzadeler ve Sadıkzadeler’in gemilerine tamire giderdik. Kuruçeşme’de kömürlük deposu vardı, ekip olarak devamlı oradaydık. Tamir işleri yapardık. Kendimi bildim bileli denizciliğin içindeyiz. Çekirdekten yetiştik yani.

 

Denizci bir aileden geliyorsunuz. Geçmişten günümüze bir değerlendirme yaptığınızda nasıl bir tablo çıkıyor karşınıza?

 

Mehmet Akif Ersoy, İstiklal Marşı’nda demiş ki; “Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar”. Medeniyetin girdiği yerde iş ahlakı kalmıyor. Yani benim çocukluğumda Hacı İsmail Kaptanoğlu Cengiz Ağabeylerin babası, Turgut Ağabeylerin babası Mehmet Amca zamanında, işini bitiren ustanın parası hemen gemide verilirdi. Yani usta değerli idi. O ahlak şimdi yok, şimdiki sistem çok acımasız. Eskiden herkesin bir ekibi vardı, işi ehline verirlerdi. Şimdi kalite yok, ucuz olsun da ne olursa olsun. Eski armatörler ustayı evden alırlardı. Mesela Tekirdağ’da gemi kalmış diyelim, ustayı evden alıp, eve bırakırlardı. Gemiyi yapmışız, gemi Samsun’a ya da Romanya’ya gitmiş. Samsun’dan, Romanya’dan ustaya bir çuval un veya yağ gelirdi. O zamanlar adet öyleydi. Şimdi öyle şeyler yok. Günümüzde ne kurumsallaşabiliyoruz, ne de geçmişteki adetlerimizden vazgeçebiliyoruz. İki arada bir derede gidip geliyoruz. Eski zamanın armatörlerinin ağzından çıkan söz, senetti. Öyle çek senet yoktu, “Şu zaman gel, paranı al git” derlerdi. O dönemlerde bizim Hasköy’de 50 metrekare bir atölyemiz vardı. Sonradan Tuzla’ya geldik, üç katlı bin metrekare bir yere. Ama Hasköy’deki o bereket şimdilerde yok.

 

Hasköy’ün eski halini de, şimdiki halini de biliyorsunuz. Denizcilik tarihimiz için çok önemli olan bu bölge için ne düşünüyorsunuz?

 

Osmanlı 1453’te İstanbul’u almış, Taşkızak Tersanesi de, 1453 yılında kurulmuş. Zaten Osmanlı’nın dünyaya hâkim olmasının sebebi de tersanesinin orada olması. Osmanlı İmparatorluğu dünyaya 400-500 sene hükmetmiş, çözülmesi Amerika’nın tarihi kadar sürmüş. Amerika’nın sadece 300 senelik tarihi var. Taşkızak ve Haliç havuzlarını, hiç olmazsa nostaljik açıdan çalıştırmamız lazım. Bunun yanında turistleri de gezdirmek lazım. Tam olarak ağır sanayi olmasa bile, oranın çalıştırılması gerekiyor. Atalarımız bunu böyle yapmış ve cihana da hükmetmişler. Bütün Kurtuluş Savaşı’nın iaşe ve ikmali de şu anki Halıcıoğlu’ndan gitmiş. O bölgenin ne yapılıp edilip, yaşatılması lazım.

 

Eskiden usta çırak ilişkisi vardı. Siz de böyle bir geçmişten geliyorsunuz. Ahilik diye bir müessese vardı. Benim ihtisasım boru donatım üzerine. O zamanlar bizim camiamızda üç firma vardı. Biz üç kişi, yedi ayda 3500 tonluk geminin bütün boru donatım işlerini yapar, bitirirdik. Şu an gemilerde 25-40 kişi çalışıyor, sekiz ayda bile bitmiyor. Neden? Çünkü eski çalışma ortamı yok. Neden? Çünkü eskiden usta çırak ilişkisi vardı. Usta paydos etmeden, paydos edemezdik. Altı gemiyi üç senede inşa ettik. Yani altı ayda bir gemi yapmışız. İki kişiyle yaptık bu işi. Çıraklığımda, ustam Salih Gündoğdu idi. Çok sanatkar bir insandı, bize sanat öğretti. Ustam, “pazar günü çalışacağız” derdi. Biz ise genciz tabii, Pazar günü gezmek isterdik. İş yerimiz Hasköy’deydi. Bir Pazar günü ustamı saat 10’a kadar beklemem gerekiyordu, ama saat 9’da Emirgan’a eve döndüm. Tabii Pazartesi sabahı bir ton fırça yedim ustamı beklemediğim için. Eskiden işler böyleydi. Ustam kızdığında çay bile içmezdim, öyle saygı vardı. Bir de el çabukluğu vardı. Size bir örnek vereyim: Norveç’in Horse Gemisi’ne promo pompalar geldi, montaj yapılacak. Bir Norveçli, “montajcı nerede?” diye sordu. “Benim” dedim, “Kaynakçı nerede?” dedi, “Benim” dedim, “Taşlamacı nerede?” dedi, ona da “benim” diye cevap verince adam şaşırdı. “Bizde böyle bir ustalık yok” dedi. O zamanlar bizde böyle bir ustalık ve usta-çırak ilişkisi vardı. Sonradan Tuzla’ya geldik. Başta tarla üstünde gemi yaptık. Elektrik bile yoktu, jeneratörlerle çalıştık. O günlerden, bugünlere geldik.

 

Şimdi bir kurumsallaşma süreci yaşanıyor. GESAD’ın önemli çalışmaları var. Özellikle eğitime verdiğiniz destek çok önemli. Bu çalışmalardan bahseder misiniz?

 

Başbakanımızla “Dolmabahçe” toplantısı yaptık. Başbakanımız orada dedi ki, “Bu tersane ölümlerine bir neşter vuralım”. Orada biz de Başbakanımıza, “Okullar tatildeyken iş güvenliği eğitimi verelim” diye bir öneri götürdük. Sonra da kolları sıvadık iş güvenliği eğitimleri verdik, 01.01. 2009’dan itibaren iş geliştirme kursları başlattık. Zaten önce AB destekli, AB müktesebatına uygun Başkent Üniversitesi işbirliği ile 20’şer kişilik seminerler verdik. Böylece önce yöneticilerimizi eğittik. Sonra da personelimize döndük. Hem iş güvenliği eğitimi verdik, hem de kaynakçılık, boruculuk, elektrik-elektronik, iş makineleri, montaj eğitimleri. Sonra da CNC tezgâhı eğitimlerini Türk Loydu ile beraber vermeye başladık. Şimdi de eğitimle ilgili önemli çalışmalara imza atıyoruz.. Bütün bu çalışmaları üyesi olduğumuz EMEC’de CESA’ya da bildirdik. Onlardan da takdir geldi. Avrupa Birliği, araştırma geliştirmeye 2016 senesine kadar 10 milyar dolar para ayırmış. Oradan da inşallah faydalanacağız. Organize Sanayi Bölgesi kurulması çalışmalarını son noktaya kadar getirdik. Yani hiç durmadık, yılmadık. Bu şekilde çalışmaya da devam edeceğiz. Kötü günler yaşandığı o dönemde de konuşmalarımıza dikkat ettik, özellikle de her mikrofon uzatana demeç vermedik. Zaten yaşadığımız o kriz, rakiplerimizin desteklediği bir provokasyondu. Onu da dikkate almadık, yolumuza, eğitimlere devam ettik. Buradaki en büyük desteği de şu anki Devlet Bakanımız, Eski Sanayi ve Ticaret Bakanımız Zafer Çağlayan vermiştir. Resmen elini ateşe koydu. Krizde bizden taraf oldu.

 

Tekrar denize dönersek, denizde başınızdan geçen ilginç bir olay varsa bizimle paylaşır mısınız?

 

Rumeli Kavağı’nda çalışıyorum, geminin vardevelasını yapıyorum. Geminin baş tarafında kaynak yaparken çekicim denize düştü. Yaz ayıydı, çekiç düşünce ben de atladım peşinden. O daldı ben daldım, o daldı ben daldım, o derine indikçe ben peşinden gidiyorum. Tabii o daha hızlı gidiyor, tam o sırada bir ses geldi. Orada kulak zarım patladı. Başka bazı kazalar daha yaşadım, ama çok şükür bir şey olmadı.

 

Son olarak denizcilik sektörüne nasıl bir mesaj vermek istersiniz?

 

Nuh Peygamber zamanına dayalıdır gemi sanayimiz, bunu unutmayalım. Eğer bu sanayi, denizcilik sektörü olmasa dünyanın yarısı soğuktan donar, yarısı da açlıktan ölürdü. Biz zor günlerden bugünlere geldik. Son yıllarda büyük atılım yaptık. Biz usta-çırak ilişkisi ile öğrendik bu işleri. Şimdi arkamızdan eğitimli gençler geliyor. Gençler korkmasınlar, bu sektöre girsinler. Görecekler hep birlikte bu sektörü çok daha yukarılara taşıyacağız.

 

Kaynak: Vira Dergisi

 

www.UlasimOnline.Com

Bu haber toplam 8078 defa okunmuştur
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2005 Ulaşım Online | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 293 75 48-32 | Faks : 0212 293 75 49 | Haber Scripti: CM Bilişim