Bakan Yıldırım, İEÜ'de konferansa katıldı
Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım ''Türkiye'nin haklarını, hukukunu, Attila İlhan'ın sözleri gibi akıllarında mıh gibi tuttuklarını'' söyledi.
Bakan Yıldırım, ''demokratik açılım'' çalışmalarını anlatmak üzere düzenlenen ''Türkiye Buluşmaları'' adlı dizi konferanslar programı kapsamında İzmir Ekonomi Üniversitesi'nde (İEÜ) ''Lojistik, Ulaşım, Teknoloji ve Demokratik Açılım'' konulu konferans verdi.
Konuşmasının başında ulaşımın, iletişimin ''demokratik açılım'' ile ilgisine değinen Yıldırım, ''Eğer ulaşamazsanız, iletişim kuramazsanız, geri kalan hiçbir şeyi yapamazsınız. Var olmanın, birlikte yaşamanın olmazsa olmazı ulaşım, yoldur. Önce yolları açacağız ki insanlar buluşsun'' dedi.
Yıldırım, Türkiye'nin farklı bölgelerinde yaşayanların birbirleriyle buluşmasıyla birlik, beraberlik ve kardeşliğin sağlanabileceğini vurgulayarak, ''Vatandaşların birbirleriyle münasebeti olmayan ülkede hedeflere varamayız, büyük projeleri başaramayız. İletişimi bölge gözetmeksizin her yere götürmemiz lazım. Yoksa insanlar arasında devletin sorumluluğunu aynı oranda yerine getiremediği yönünde sorular sorulmaya başlanır. Bu bizim kırılma noktamız. Buna meydan verecek davranışlarda olmayacağız. Partimizin adı Adalet ve Kalkınma Partisi. Türkiye'nin iki meselesini (adalet ve kalkınma) önümüze hedef koymuşuz'' diye konuştu.
İzmir'in kültürlerin ve medeniyetlerin kaynaştığı, bir arada yaşama deneyiminin en yüksek düzeye ulaştığı bir yer olduğunu vurgulayan Yıldırım, bu özelliği nedeniyle İzmir'in, Türkiye'nin bir küçültülmüş modeli olduğunu söyledi. Bakan Yıldırım, ''işgal yıllarında Türkiye'nin kalbinin İzmir'de attığını'' belirterek, şunları kaydetti: ''İzmir'in işgalinde Halide Edip, İstanbul'da Sultan Ahmet Meydanı'nda 'Kara gün' diye haykırdı. Milli birlik ve beraberlik ruhunun, İstiklal Savaşı başlangıcında tesis ettiği il İzmir'dir. O dönem ki 10 milyon nüfusta Türk, Kürt, Çerkez, Alevi vardı. Bunlar asli unsurlarımızdı. İzmirli Attila İlhan ''Ben sana mecburum bilemezsin. Adını mıh gibi aklımda tutuyorum'' dedi. Biz Türkiye'nin haklarını, hukukunu Attila İlhan'ın sözleri gibi, aklımızda mıh gibi tutuyoruz. Bu milletin birliğinin olmazsa olmaz olduğunu en yüksek sesimle haykırıyorum.''
Yıldırım, ''Açılıma ne lüzum vardı?'' diye akıllarda soru bulunabileceğini ifade ederek, her şeyin sorulabileceğini, çatışmadan, ortak akılda buluşuncaya kadar çözüm arayacaklarını söyledi.
Türkiye'de, 25 yıldır terörle mücadelenin konuşulduğuna dikkati çeken Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:
''40 bin ocağımıza ateş düşmüş. 300 milyar doları aşan kaynağı hiç uğruna tüketmişiz. Parayı çok çalışarak yerine koyabiliriz ama şehitleri geri getirebilir miyiz? Sorulması gereken soru bu. Bu kaynak ülkenin kalkınmasına harcansaydı 24 derslikli 15 bin okul, 400 yataklı 900 hastane, 150 boğaz köprüsü, 120 Atatürk Barajı daha, 450 bin kilometre bölünmüş yol yapılabilirdi. Türkiye'nin 2010 yılı bütçesi 287 milyar Türk Lirası. Terörde buharlaşan kaynağımız, bir yıllık bütçenin tam 3,5 katı. Terör nedeniyle, o bölgeden yatırımlar çekilmiş, batıya göç olmuş, köyler boşalmış, dışardan yatırımcı gelmez olmuş, Akdeniz'de, Ege'de, Marmara'da nüfus süratle artmış. Ani nüfus değişimine hazır olunmadığı için bugün buralarda sorunlar yaşanıyor. Doğu'da da, Batı'da da sorun var. 'Biz İzmirliyiz, Doğu'nun sorunundan bana ne?' diyemeyiz. Birliksek, berabersek o zaman her yerdeki sorun, hepimizindir. Buna ilgisiz kalmak bizi bir yere götürmez. Sorunlarımızla yüzleşmemiz gerek. İstiklal Harbi'ndeki o ruhu, birlik, beraberlik, kardeşlik ruhunu tekrar yaşatacağız. Türkiye Cumhuriyeti'ni 2023'de, kuruluşunun 100. yılında Büyük Atatürk'ün hedefleri için kenetleneceğiz. Enerjimizi boşa değil, ülkemiz için harcayacağız. Bunun için birlikte hareket etmek zorundayız.
Bir yandan, göç nedeniyle batıda yaşanan kamu hizmetleri eksiklerinin giderilmesi için çalışırken, bir yandan da Doğu ve Güneydoğu için terörün yıkıcı etkilerini ortadan kaldıracak yatırım hamlesini yaptık. Bölgede ihmal edilmiş hizmetleri teker teker yerine getirdik. 66 ilimizi bölünmüş yollarla birbirine bağladık. Hedefimiz 81 ili böyle bağlamak. 8,5 milyon vatandaşımız uçabiliyordu, bugün 37 milyon vatandaş uçabiliyor. Türkiye şüphesiz, kalkınma yolunda çok mesafe aldı. 70 yıllık, yapılamayan hizmetler bu dönemde yapıldı.''
Kafalarda ''Acaba teröre prim mi veriliyor, dış güçler Türkiye'yi bölmek mi istiyor, hükümet buna çanak mı tutuyor, Doğu'da bağımsız bir devletin altyapısı mı hazırlanıyor?'' diye sorular bulunabildiğini kaydeden Yıldırım, bu konuların çok istismar edildiğini, bu nedenle de soruları soranların haksız olmadığını söyledi. Bakan Yıldırım, 1924 Anayasası'nın şimdiye kadarki en özgürlükçü anayasa, daha sonrakilerin ise yavaş yavaş milletin elindeki yetkileri alma girişiminde olduğunu ifade ederek, şöyle konuştu: ''Bugün herkesin bir tarafını beğenmediği bir anayasa var. 25 sefer kısmi değişiklik yapılmış, çözüm olmamış. O halde gelin yargı ve hukuk reformunu, anayasa değişikliğini yapalım sorunları çözelim diyoruz. İlk üç madde, Türkiye Cumhuriyettir, laik, demokratik, sosyal bir hukuk devletidir, resmi dili Türkçe'dir, bizi bağlayan ay-yıldızlı bayrağımız, sözleşmemiz İstiklal Marşımızdır. Bunlarda hiçbir şekilde tartışma olamaz. İster iç, ister dış güçler, bundan asla ve asla bir parça bir kırıntı koparamaz. Bu konuyu da kimse istismar etmeye gayret etmesin. Bunun tersini söyleyen yok. Bunu söyleyenlere polisimizle, askerimizle misliyle mukavemet ederiz. Başka türlü muamele etmeyiz. Bunu yaparken de masumları ayrı tutmalıyız. Silah doğrultana misliyle mukavemet edeceğiz, ama yaşın yanında kurunun yanmasına izin vermeyeceğiz.
Terörle hiçbir şekilde pazarlık yapılamaz. Biz kabile devleti değiliz. Bin yıllık bir devlet geleneğimiz var. Şimdi bizi bunlarla suçlayanlar, 'Terörü meşru hale getirip, terörist başını serbest bırakacaklar, proje ithal' diyenler... Biraz insaf, merhamet diyor insan. Ölçü, izan lazım. İki karşılaştırma yapalım, terörist başının bu ülkeye yakalanıp getirilmesini biliyorsunuz. Mahkeme sürecini de biliyorsunuz, verilen kararı da. O kararın daha sonra iki sene bekletilip, Ceza Kanunu'nu değiştirilerek infazının nasıl ertelendiğini, engellendiğini de biliyorsunuz. Şimdi bunu yapanlar bizi ihanetle suçluyorlar. 40 bin insanımızın kanına gireni affetmek mi ihanet, yoksa birliği, beraberliği tesis etmek mi ihanet? Onun bunun lafına göre hareket etsek, işte 1 Mart tezkeresi orada. Tüm dünya üzerimize geldi. Türk milleti dindaşıma, komşuma bu ülke topraklarını kullandırmam dedi mi, demedi mi? Bizi onlar yönetiyorsa bu kararı kim verdi? Türk milleti verdi, sizin bağrınızdan çıkan Büyük Millet Meclisi verdi. Dünyaya en büyük dersi verdi. Kimse çamur atmaya kalkmasın o çamur üzerlerine yapışır kalır.'' Bu reformları yapacaklarını belirten Yıldırım, ''İnsanımızın yaşamını güvenlik ve özgürlük arasına sıkıştırmaya hakkımız yoktur. Hem güvenliği sağlayacağız, hem de özgürlükleri alabildiğine genişleteceğiz. Biz bundan daha ağır dönemleri yaşadık, geçirdik. İşte demokratik açılımın ana nedenlerinden biri bu, bölgesel farkları ortadan kaldırılması'' dedi. Yıldırım, hükümetin kararlı politikalarıyla, birçok ülkenin terör örgütünü ''terör örgütü'' ismiyle tanıdığını söyledi.
Bakan Yıldırım, TRT 6'nın yayına başladığını hatırlatarak, bazılarının ''Bölücülüğü bu hükümet kendisi başlattı'' eleştirilerinde bulunduğunu kaydetti.
TRT 6'nın yayına başlamasına terör örgütüne yakın duran, siyaset yapan, onu destekleyen kişi ve kurumların şiddetle karşı çıktığını ifade eden Yıldırım, şunları kaydetti:
''Acaba burada bir yanlış yok mu? Yıllarca biz kendi kültürümüzü, dilimizi öğretelim, anlatalım diye talepler yok muydu? Vardı. İşte alın size TRT 6. Karşı çıktılar. Demek ki yapılan iş doğru bir iştir. Piyasalarını kaybediyorlar. Eğer TRT 6'yı başlatmasak, kendi kültürlerini en iyi şekilde, en doğru şekilde izletmezsek, uydudan binlerce milyonlarca insana zaten ulaşıyorlar. Teknolojiye yasak getiremezsiniz. Artık her şey Ankara'da konuşulup Ankara'da kalmıyor. Anadolu'nun en uç noktasında anında duyuluyor, kanaat oluşuyor, tepkisini buluyor. Siz doğru şeyleri vermezseniz başkaları yanlış şeyleri vermeye devam eder.''
Türkiye'de yaşayan herkesin kendini birinci sınıf vatandaş olarak gördüğü zaman gerçek anlamda demokrasinin başarılmış olacağını ifade eden Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Önceliği insan olmayan hiçbir proje Türkiye'ye ve millete bir şey vermez. Binlerce yıllık devlet tecrübesi bize, farklılıklara tolerans göstermeyen hiçbir devletin bu topraklarda payidar olamadığını göstermekte... Ortak paydalarımız farklılıklarımızdan daha fazla ve daha önemli. Ortak paydalarımızın anlamlı olması için farklılıklarımızı içimizde müsamaha ile barındırmamız gerek. Kimsenin kendini öteki görmeyeceği bir Türkiye, tarihinin en güçlü ülkesi olacaktır. Açılım toplumu ayrıştırmak değil, ayrışmaya başlayan toplumu milli ülkülerimiz doğrultusunda bir araya getirmek için tazelenmiş bir hedeftir, söylemdir. Çatışma kültürü bizim doğamıza ters düşen bir kültürdür. Darbelere, müdahalelere zemin hazırlamak için toplum mühendisliği yapılmış, siyasi cinayetler işlenmiş. Korku toplumu yaratılmaya çalışılmıştır. Ayrılıkçı terör örgütü taban kazanma eğilimine girmiştir. Olayın sosyal, ekonomik, kültürel, siyasal yanı vardır. Bütün bu sebeplerden dolayı Türkiye yıllarca göğüs tahtasına saplanan paslı çiviyle yaşamak, içine kapanmak durumunda kalmıştır. Hükümetimiz bu olumsuzluklara öncelik sırasına göre çözüm üretirken, toplumsal mutabakat sağlamaya özen göstermiştir. Demokratik açılım Türkiye'nin içerde ve dışarıda gücünü artıracaktır. İddia edildiği gibi zayıflama olmayacaktır''.
Bakan Yıldırım, yaptığı konuşmada, terörle işlerinin, pazarlıklarının olmayacağını, terörle mücadelenin devam edeceğini söyleyerek terörle mücadelede esneme olmadığını; bu mücadeleyi de layıkıyla yapacaklarını vurguladı. Bakan Yıldırım, terörle mücadelede uzmanların yetiştiği bir kolluk kuvvetinin oluştuğuna dikkati çekerek, şöyle konuştu: ''Zaman içinde bu mücadele tamamen profesyonellere devredilecek. Terörün iç ve dış kaynaklarını da kurutmaya yönelik tedbirler alıyoruz. Eskiden terörle ilgili istihbarat paylaşımını kimse (diğer ülkeler) yapmıyordu, terör örgütünü adını vererek tanımıyordu. Gayri yasal para trafiğine kimse müdahale etmiyordu. Bastırdık, bunları yaptırdık. Terör istismarla besleniyor. İşsizlik, yoksulluk, ihmal edilmişlik en büyük kaynağıdır. Bu kaynak, sadece bir bölgeyle sınırlı değil. Bu kaynakların yolunu kesmek için altyapı, eğitim, sağlık çalışmalarını tamamlayacağız. Ülkenin her tarafında huzuru, güveni sağlayacağız ve böylece terörün sona ermesi için topyekun kalkınmayı, refahı gerçekleştireceğiz. Gayretimizi ne kadar artırırsak terörle ilgili başarımız o kadar artacak, açılımdaki hedefe de o kadar yaklaşmış olacağız.''
Türkiye'nin farklı bölgelerinde yaşayan vatandaşların birbirlerine karşı düşüncelerindeki değişimin, Türkiye'nin, Türk milletinin en önemli sınavı olduğunun altını çizen Bakan Yıldırım, şöyle devam etti: ''Bu bizim için her şeyden büyük bir tehlikedir. Yani Doğu'da, Batı'da, Güneydoğu'da yaşayan vatandaşlarımız, birbirleri hakkında olumsuz düşünceye sahip olmaya başlamışsa, bu bizim sonumuzun başlangıcı demektir. Bunu ortadan kaldırmaya çalışıyoruz. Nerede olursak olalım kanunlara uymak, vatandaşlık sorumluluğunu taşımak, vergi vermek, elektriği kaçak kullanmamak, çalışıp çabalayıp 'Kalkınmada ben de varım' demek, zengin, fakir, Doğu, Batı her vatandaşın eşit görevi ve sorumluluğudur.''
Habur Sınır Kapısı'nda yaşanan olaylara da değinen Bakan Yıldırım, Kandil'den, Mahmur Kampı'ndan gelen gruba yapılan karşılamanın hiçbir Türk vatandaşının hoş göreceği, kabul edebileceği görüntüler olmadığını söyledi. Bakan Yıldırım, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da bunu ifade ettiğini kaydederek, şöyle konuştu: ''Bu bir istismardır. Ama iyi ki de yaşandı. Neden? Daha büyük istismarların kapısı kapandı da onun için iyi ki yaşandı. Kimin bu konuda iyi niyetli olduğunu, kimin terörden beslenme niyetinde olduğunu bu olay bize gösterdi. Münferit olaydan, tamamen istismar olan bir olaydan hareket ederek bu projeyi, birlik-beraberlik yürüyüşünü yanlış gibi göstermek ve buradan siyaset yapmak, belki kısa vadede bunu yapanlara bir şey sağlayabilir, ama bu ülkenin geleceği için bir şey sağlamaz. Yaşanan bu olaylar şüphesiz şehitlerimizin, terörle mücadele eden o genç insanlarımızın, yakınlarının, gazilerimizin, hepimizin yüreğini sızlattı. Ama şunun iyi bilinmesi lazım; biz ne için uğraşıyoruz, şehitlerimizin sayısı daha fazla artmasın diye. Bundan başka vallahi de billahi de amacımız yoktur. Siyaseten hiçbir hükümetin, iradenin almadığı bir risktir bu.''
''Bizim anlayışımızda hizmette sınır olmaz'' diyen Yıldırım, AK Parti İzmir İl Başkanı Ömür Kabak'ın İzmir'de metro çalışmalarıyla ilgili sözlerini hatırlattı. Ankara-İstanbul arasındaki hızlı tren projesinde, Eskişehir-İstanbul bölümünün ihalesine yapılan itirazlar nedeniyle 2,5 yıllık kayıp süreleri olduğunu, bu nedenle hizmete açamadıklarını söyleyen Bakan Yıldırım, şöyle devam etti: ''Eğer Kamu İhale Kurumu (KİK), mahkemeler bizim düşündüğümüze göre karar verse 2.5 yılı kaybetmezdik. Bu en çarpıcı örnek. Hukuk hem tarafsız, hem bağımsız olacak. Mücadelemiz bunun için. Burada yaşanan; KİK karar vermiş, mahkeme düzeltmiş. Önümüze bakmalıyız. Ankara'da da raylı sistem, metro yürümüyor istenilen gibi. Asıl sorun bu... İzmirli anlamalı, metro gibi büyük altyapı işleri belediyelerin boyunu aşan işlerdir, tecrübe, maliyet olarak. Altından kalkamayacakları işe girip sonunu getiremiyorlar. Başka bir şey değil, kimsenin kimseyi suçlamasına gerek yok. Belediye metroyu yaparsa yapar, yapamazsa onu yapmak bizim boynumuzun borcu.'' İmkanlara göre adım atılması gerektiğini ifade eden Yıldırım, siyasi vaatlerden de vazgeçilmesi gerektiğini belirtti. Yıldırım, projelerin bitirilme sürelerini 50 yıldan 10 yıla düşürdüklerini sözlerine ekledi.
Bakan Yıldırım, konuşmasının ardından soruları yanıtladı. ''Açılım 2011 seçimlerini nasıl etkiler?'' sorusuna karşılık , ''Bu işi seçim için, siyaset için yapmadıklarını'' kaydeden Bakan Yıldırım, ''Seçime yönelik bir proje değil bu. Kararlılığımız sürüyor. Habur soysuzluğu, Habur istismarı bizim kararlılığımızı engelleyemez. Seçim işi vatandaşın işidir. Biz çalışacağız. Seçim günü boynumuzu vatandaşa uzatacağız. Kararı onlar verecek'' dedi. Yıldırım, trafikte hız limitlerinin düzenlenmesine yönelik soru üzerine salondakilere görüşlerini sordu. Salondakilerin çoğunluğunun hız limitinin artırılması yönünde görüş bildirmesi üzerine Yıldırım, ''Ben de kaybedenlerdenim'' dedi.
Engelli bir vatandaşın ''İzmir Büyükşehir Belediyesi 2010'u engelli yılı ilan etti ama ulaşımda kullandığımız kartlar için kontör sınırlaması getirdi. Siz bir şey yapabilir misiniz?'' talebi üzerine Büyükşehir Belediye Başkanı ile görüşeceğini belirten Yıldırım, ''Engelliler yılından kasıt, sanırım haklarının kısıtlanması demek değildir. Yanlış varsa düzelteceklerini düşünüyorum'' şeklinde konuştu.
































